28 Jumada al-Akhirah 1438 عربى | En | Fr | De | Id | Ru | اردو
Gelişmiş Arama
İman Esasları Toplum ve Aile Ticaret ve İş Hayatı Ahlak ve Edeb Suçlar ve Hükümleri Örf ve Adetler Güncel Meseleler İbadetler
Skip Navigation Links

Fikri mülkiyet hakları ve orijinal markalar

    Hoşgörülü İslam Şeriatı insanların durumlarının düzenlenmesi, işlerinin kolaylaştırılması için Allah Teâlâ’nın ortaya koymuş olduğu hayati ilke ve yükümlülüklerle çok seçkin bir durumdadır. İslam’ın müslüman haklarının korunması ve ona saygı ile ilgili her türlü konuda ne kadar sert olduğu her kes tarafından bilinir. Kuranı Kerim nasları ve Hadisi Şerifler hırsızlık suçunu yasaklamakta ve hırsız hakkında caydırıcı cezaları garanti ederek bu suçu işleyeni cezalandırmaktadır.
    Bu bakımdan, ferdi mülkiyet hırsızlığı ve orijinal tescilli markalar hırsızlığı ya da sahteciliği görmeye alışık olduğumuz tür ve üsluptaki hırsızlıklardan daha tehlikeli değildir. Sahiplerinin çıkarlarına zarar vermekte ve gelişip kalkınma fırsatlarının kaçırmalarına neden olmaktadır. Buna ek olarak kasıtlı olarak çalan kimsenin tüketiciyi aldatarak yapmış olduğu faaliyetten dolayı isimlerinin karalanmasından dolayı ortaya çıkan zararlar bir yana?
 

  • Sahiplerinden fikir mülkiyeti ve tescilli orijinal marka hırsızlığı yapanların hükmü nedir?
  • Orijinal marka imiş gibi mağazalar açıp ticaret yapmak ve yurttaşları kandırmanın hükmü nedir?
  • Peki bu türden dükkanlarda çalışan insanların durumu nedir?
  • Ticari marka hırsızlarıyla muamelede bulunanların hükmü nedir?
  • Bunların hırsızlığını yapan kimseye karşı sizce verilmesi gereken ceza nedir?

 

     İslam malı koruma unsurlarıyla birlikte gelmiştir. Bunu da Şerin üzerine bina etmiş olduğu beş temel maksattan biri yapmıştır. (Bu beş temel de şunlardır: nefsin, ırzın,aklın,malın,dinin korunmasıdır) Fikri, edebi, teknik, sanatsal, patent, isim hakları markalar ticari ruhsatlar (çoğunlukla bunlar zihinsel haklar olarak bilinmektedir.) Bunlar sahiplerinin haklarının olduğu şeri ve örfi olarak tespit edilmiş olan haklardır. Cumhurun dediği üzere fayda anlamında değer biçilebilen mal olması bakımından mallar kabilinden olduğunu söylesek de mütekaddim Hanefi alimlerinin dediği üzere genel maslahat gözetilerek akdin varid olmasıyla mal kabul edilen faydalar kabilinden olduğunu söylesek de sonuç olarak cumhur alimlerin malın ölçüsü olarak söylediği söz ortaya çıkar ki o da: “İnsanlar arasında yarar sağlama imkanından dolayı değeri olan zarar verenin tazminatını gerektiren şeydir.” Ayrıca müteahhirin Hanefi alimleri de bu görüşü uygun bulmuşlardır. İbni Manzur Lisan el’Arab adlı dev kamusunda bildirdiği gibi mal: “Her türlü şeyden malik olduğun her şeydir” Bu görüşün zahirine göre hak, fayda ya da ayni olsun ne varsa kapsamaktadır. Hanefilerden İbni Abidin “Red el’Muhtar” adlı eserinde şöyle der: “Mal insanların tabiatları icabı kendisine meyil ettiği ve ihtiyaç durumu göz önünde tutularak biriktirilebilen şeydir. Mal olma durumu insanların tümünün ya da bir kısmının o malın sahibi olma gayretiyle sabit olur. Kıymet, değer sahibi olması da onun mal olma durumu ve Şeri olarak ondan faydalanmanın mubah olması ile sabit olur.
    Maliki’lerden Abdulvahhab el’Bağdadi der ki: “ Normalde mal olarak edinilen ve telefi durumunda tazminat alınması caiz olan şeydir” diyerek malın tarifini yapar. Kadi ibni el’Arabi el’Maliki şöyle der: “ İnsanların tamalarının uzandığı ve normal ve şeran faydalanmaya müsait olan şey maldır” İmam İzzeddin b. Abdusselam “Kavaid el’Ahkam” adlı eserinde “Malların tümünde en belirgin olan maksat faydadır
    Şatibi “Muvafakat” adlı eserinde “ Üzerine mülk edinmenin düşebildiği ve bunun aracılığıyla malik olanına bir başkasında ayrıcalıklı olarak sahiplik sahip olur.Şafiilerden Zerkeşi şöyle eder: “ Kendisinden faydalanılan yani faydalanılmaya uygun olandır” diyerek malı tarif eder.
Şafiilerden Celal el’Mahalli Nevevinin el’Minhac adlı eserine yazmış olduğu şerhinde “ (iki) satılacak malın şartlarından biri de (fayda) dır. Faydası olmayan mal değildir ve peşine düşülmez”
    İmam Suyuti “el’Eşbah ven’Nezair” adlı eserinde mal ve mal haline getirilen bir şeyin ölçüsü hakkındaki son söz şudur: “ Mal hakkında Şafii (r.a) der ki; ‘Mal sözcüğü kendisiyle satın alınabilen değer sahibi olan bir şeyden başkasına denmez. Ayrıca az dahi olsa telef edilmesi durumunda tazminatı gerekir. İnsanların atıp ellerinden çıkarmadıkları para ve buna benzer şeylerdir. İmam Şafii’den nakledilen bu ifadeler “el’Um” adlı eserinde mevcuttur. Bu eserin basılmış olan nüshasında şu ifadeler yer alır: “Alik adı az dahi olsa ancak mallaştırılmış olan bir şey için denir. Mal adı da ancak kendisiyle alış veriş yapılabilen değer sahibi olan ve az dahi olsa bir onu tükettiğinde değerini verdiği ve insanların para ve benzerleri gibi atmadıkları şeyler için kullanılır. Hanbeli alimlerinden Şerefud din el’Makdisi “el’İkna” adlı eserinde şöyle diyor: “Kendisinde zaruret ve ihtiyaç duymanın dışında mubah bir menfaat olan şey mal’dır” Yine “Şerh münteha el’iradat” adlı eserde Allame el’Buhuti : “Faydalanılması mutlak olarak mubah olan şey maldır yani her türlü halde ya da bir ihtiyaca binaen sahip olunması mubah olan şeydir.
     Şeyh Ali el’Hafif ‘el’mülkiyet’ adlı eserinde şunları söyler: “Fakihlerden bir kısmı “maliye” teriminin insanların mal olarak edinmelerine binaen eşyaların sıfatından başka bir şey değildir. Onları mal ve yer olarak faaliyetlerinde kullanmaları buna olan ihtiyaçlarından başka bir şeyden dolayı değildir. Tabiatları buna meyletmiş böylece de hükmetme yatırım yapma ve insanları ondan engelleme imkanına sahip olurlar. Bunun için gereksinim anında kullanılmak üzere biriktirilmiş bir madde olması gerekmez. Aksine gerektiğinde zorlanmadan ulaşma imkanı kolayca mümkün olması yeterlidir. Ve bu faydalanılan şeylerde mümkün olabilmektedir. Bu durum gerçekleştiğinde insanların örfü ve aralarındaki alışveriş yapısına binaen üzerinde gerçekleşen şey mal olarak kabul edilir. Fikri üretim ve ticari markanın insanlar arasındaki karşılıklı ilişkinin bir şekli olarak kabul edilip karşılıklı tazmin olabilme imkanlarıyla basım aletleri yayım araçlarının ortaya çıkması çağın gelişmesi nedeniyle tedavül ve değer biçmenin örfen gerçekleşmesi ve böylece haczetme özelliği gerçekleşmiş olduğuna göre bunların faydası üzerine kesinlik tartışılmaz anlamda kesinlik kazanmaktadır. Ayrıca bunda yasal örfte kanuni bir işlem yapma hakkı da bulunmaktadır ve buna karşı Şeran da herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Bu gibi haklardan sahiplerinin malik olmalarında yalnızca kendilerine ait kılma konusuyla başkalarının onlardan kendi izinleri olmaksızın faydalanma durumunu engellemektedir. 
     Ayrıca İslam gayret ve sözlerin sahiplerine nispet edilmesinde ve dayandırılmasında emanet araştırılmasını getirmiş böylece bir kişinin söz gayret ya da bir ürünün kendisi söylemiş gibi bir başkasına aidiyet kazandırılmasını ya da kendisinden sadır olan kimsenin dışında birine dayandırılmasını söyleyenin hakkını zayi etmek anlamında haram kılmıştır. Bunu bir yalan kabul etmiş ve sahibini de cezayı hakkeder saymıştır. Bir başka yönden de önceliğin bir hak sahibi olmak konusuna saygılı davranmış ve önden gelenin geriden gelenin ulaşamayacağı bir hakka sahip olduğunu kabul etmiştir. Esmere b. Mudarris (r.a) ten rivayet edilen bir hadiste şöyle der: “ Peygamber Efendimiz ( Sallahu aleyhi ve sellem) e geldim ve ona biat ettim şöyle buyurdu: ‘Müslümanın yetişemediğine bir başkası yetişirse o ona aittir.’ (Hafız ibni Hacer el’isabe adlı eserinde bildirdiğine göre ebu Davud ve diğerleri hasen bir isnatla rivayet etmişler.)
    Bu ticari marka sahiplerinin bunları elde etmek için sarfetmiş oldukları para ağır çalışmalar bunların başkaları tarafından haksızca elde edilmesini mallarını yemeyle, gayretlerini boşa çıkarma ve zarara uğratmayla sahiplerine karşı bir zulüm saymıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “ Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka.” (Nisa: 29. ayet) Bir başka ayette Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin” (Bakara suresi: 188. ayet) İmamı Kurtubi ayetin tefsirinde şöyle der: “Ayetteki hitap tüm ümmeti Muhammed’i içermektedir anlamı da: Bir kısmınız diğer bir kısmınızın malını haksız yere yemesin. Bunun içine kumar, hile, gasp ve hakların yok edilmesi sahiplerinin hoşuna  gitmeyecek olan şeyler ya da sahibi hoşlansa da Şeriatın haram kıldığı konuları girmektedir. Bunlara örnek olarak fahişenin mehir parası, kahinin avantası içki ve domuzlardan elde edilen paralar ve diğerleri verilebilir. Esma binti ebi Bekr’den rivayet edilen bir hadiste Peygamber Efendimiz ( Sallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “kendisine verilmeyenle doyan kimse iftiracı elbisesi giymiş gibidir” müttefakun aleyh olan bu hadisin yanında yine Müslim ve diğerlerinin ebu Hüreyre’den rivayet ettikleri bir hadiste Peygamber Efendimiz ( Sallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Bizi aldatan bizden değildir”
    Buna göre bu haklar sahibinin hakları olup, sahibine ait olan katışıksız bir hak ile ilgili geçerli olan durum ne ise bunda da o geçerlidir. Meşru her hangi bir şekilde bundan faydalanma durumu caizdir. Her hangi bir hile ya da aldatmayla zarar söz konusu olduğunda mal ile tazmin edilmesi de caizdir. Sahiplerinin izni olmaksızın başkalarının ondan faydalanması haramdır. Onun telef edilmesi faydasının telef edilmesi sahtelerinin çıkartılması ya da yalan ve sahtecilikle benzerlerinin çıkartılması yoluyla zarar vermenin haramlığından dolayı İslam Fıkıh Konseyi’nden kararlar çıkmıştır. Örneğin İslam Konferansı Örgütü’nün İslam Fıkhı Konseyinin 1-6 Cemaziyet evvel 1409 hicri tarihli Kuveyt’teki 5. Toplantısının 43 numaralı kararında şu konu bildirilmiştir: öncelikle : Ticari ad ve unvan, marka, telif, icad ya da keşifler sahiplerine ait olan özel haklardır. Artık bu, çağdaş örfte insanların sermaye yatırabileceği mali bir değer olarak kabul edilmiş olup bu haklar Şer’i olarak kabul edilir ve reddedilmesi caiz değildir.
    İkinci olarak: Ticari ad ve unvan ya da ticari marka hakkında bir tasarrufta bulunmak caiz olup belli bir mali bedel karşılığında bir başkasına nakledilebilir. Mali bir hak olması itibariyle sahte hile ve aldatmanın engellenmesi durumunda bir karşılık ile nakledilebilir.
    Üçüncü olarak: telif, keşif ya da icad Şer’i olarak korunmuş olup bunlarla ilgili sahiplerinin tasarruf hakkı söz konusudur ve bunlara karşı bir tecavüz caiz değildir.
    Buna binaen: düşünce haklarının tescilli markaların sahiplerinin rızası alınmaksızın alınıp başkalarının onları gerçek markalarmış gibi zannedecekleri ürünler olarak mağazalarda tüketiciye sunmak Şer’an haramdır. Bu durum yalan aldatma ve hile babına girmekte olup insanların haklarını ziyan etmek ve onların mallarını batıl yollardan yemek durumu söz konusudur. Bir kimsenin müşterilerine gerçek markalar diye sahte taklit edilmiş olan markaları yalan ve hile ile satmak yoluyla ticarette bulunması Şer’an caiz değildir. Bu aldatma vİyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşıne sahtekarlık işine her hangi bir şekilde yardımcı olan tüm kişilerin yaptıkları işler de haramdır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın” (Maide: 2. ayet)
İnsanların da bu sahte markalarla ticaret yapanlar ile her hangi bir ticari ilişkilerde bulunması caiz değildir. Çünkü Müslüman münker olanı reddetmeyle emredilmiş ve buna güce yettiğince değiştirmeye çalışması gerekir. Bu kimselerden bu sahte markaları ürünleri satın alması bu kurala karşı bir durumdur. Çünkü böyle bir davranışta bunların bu zulüm ve batıl davranışlarına yardımcı anlamı çıkmaktadır ki Peygamber Efendimiz ( Sallahu aleyhi ve sellem) bu konuda şunu söyler: “ Zalim ed olsa mazlum da olsa kardeşinize yardımcı olunuz. Bir dedi ki ey Allah’ın elçisi mazlumsa ona yardım ederim ancak zalimse nasıl yardım edelim. O da dedi ki zalimse onun zulmünü engelleyip zulmetmesine mani olduğunuzda yardım etmiş olursunuz.” Buhari Enes b. Malik’ten rivayet ediyor.

     Böyle kişiler ilgili olarak ortaya çıkacak cezayı müeyyideler de asıl olan unsur zarar ve ziyanların tazminatı babında değerlendirilir ve asıl marka sahiplerine verilen zararlar takdir edilir bu konudaki zararı hakim her bir olayın tek başına olmak üzere uzmanlarınca belirlenmiş olan zararının karşılanmasına hükmeder. Buna ek olarak ta devlet başkanı konuyla ilgili olarak genel ve özel zararların vukuunun engellenmesi adına bu türden hırsızların durdurulması için engellemeye yönelik bir tazir cezasını uygun görebilir. 

Allah en iyisini bilendir

Ana Sayfa Kurumumuz hakkında Fetva Talebi Site Haritası Öneriler Bizi Arayın